Bloğumu açalı 24 gün olmuş. Az önce google ye baktım hala bloğum googlede görünmüyor.İlk sayfadan geçtim 4., 5. sayfada bile yok. İlk açmaya karar verdiğimde kimsenin izlemesine gerek yok kendim için yazıyorum diyordum ama sonraki günlerde devamlı googlede çıkıyor mu diye bakınca asıl düşüncemin bu olmadığını gördüm. Bloğum izlensin yorum yapılsın istiyorum, istemediğim şey reelden takipçi. Hatta reelden biri denk gelirse diye rahatça yazamıyorum bile. Henüz googlede çıkmayan bir blog için ne yersiz bir kaygı. Maden böyle kaygıların var yazma kardeşim(iç ses).
Pucca gibi aklına eseni yazan istediği gibi küfür eden ya da Sami Hazinses gibi her şeyi gırgır şamata şeklinde anlatanlara bayılıyorum. Ben de eğlenceli şeyler yazsam diyorum ama yok. Acıların kadını modundaki anılarım aklıma geliyor. Ne biçim bir bilinçaltım varsa.Unutmadan ilk ve tek takipçim muhaber net yazarı hocam a teşekkür etmeliyim. Alkışlar konfetiler kendisine, ismini bilmiyorum kusura bakmasın.
26 Haziran 2010 Cumartesi
20 Haziran 2010 Pazar
Panda Yuva Yapmış Buzdolabına

Akşam tv setrediyorum. Reklamlar başladı. Adamın biri buzdolabını açıyor. İçinde bir tane panda. Önüne dondurmaları koymuş, adama vermiyo. Ne sevimsiz şey öyle. Oldu olacak yanına bi de kutup ayısı koysunlar. Bunlar ikisi çiftleşsin. Ayıdan olma pandadan doğma bi mahluk olsun. Adı da aypan olur herhalde. Sonra bunlar dolapdan çıksın bütün ev halkını elegeçirsin sonra apartmanı sonra mahalleyi... Pöf yapmayın böyle reklamlar.Bi de yumoş reklamında vardı yıkanmış havluların üzerinde yatan ayu.
Pandaya kafam bozulmuş vaziyette mutfağa gittim. Masanın üstünde duran böreklerden bir tane aldım. yemeğe başladımki yakında tatile gideceğim geldi aklıma. Sonra spor yapmaya başladım. sağ dirsek sol dize, sol dirsek sağ dize vuracak şekilde tempolu jimlastik hareketleri yapıyordum.Ağzımda börek olduğunu düşününce spor yapmak saçma geldi. Gittim yattım.
Sıkıldım, çok sıkıldım.
17 Haziran 2010 Perşembe
Hemcinslerim cins cins
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorum. İşteki hatun kişileri genel özelliklerine göre gruplandırayım dedim. Bunu niye yapıyorum, onu da bilmiyorum neyse...Büyüklerden başlayalım.
40 yaş ve üzeri: Ofisin ağır topları da diyebilirim.Hepsinin kilo problemi var. Aralarında çok azına güvenilir arkadaşlık kurulabilir. Buna karşın bu grubun gözüne girmek önemlidir. Bunların beğendiği hatunlar bir anda popüler olur:) Popüleriteden kastım kasetini çıkması falan değil tabiki. Ofiste biraz daha hatırı sayılır sözü geçer duruma gelirler. Pek zevkli giyinmezler. Kimisi yaşını aldığını inkar edercesine parlak kumaşlar dar pantolonlar giyer. Fazla kilosunu umursamadan. Adeta giyimiyle gençlerle yarış halindedir. Ben de varım der. Muhabbetleri sıkıcıdır. Bir araya geldimi nostalji yaparlar. Bizim zamanımızda böyle değildi diye başlar cümlelerin çoğu. Erkeklerle iyi anlaşırlar.Çapkınlık zamparalık hikayelernini büyük bir hoşgörü ile dinlerler.Çoğu statü olarak iyi bir yerdedir. Bu grupla ne çok samimi olmak ne de kötü olmak doğru değildir.
30-40 yaş arası: Benimde içinde bulunduğum grup. Aslında bu yaş grubundakiler genel şeyler söylenemeyecek kadar birbirinden farklı. Bunları da alt başlıklar altında toplayayım.
Kendisi ya da eşi statü sahibi olanlar: Herkesle mesafeli seviyelidirler. Bu gruptakileri beğenirim ve güvenirim. Güzel giyinirler. Sohbetleri hoştur.Kendileride hoştur. En azından vasatın üstündedir
Mikserler: En tehlikeli gruptur. Asla güvenilmez. İki yüzlüdürler. Pek güzel değildirler. Ama çok güzelmiş gibi kimseyi beğenmezler.Bu grup hakkında fazla bişi yazmıycam. Haklarında düşünmeye değer bulmuyorum.
Kalimerolar:Akıllıdırlar, herşeyi farkederler. Düzene ayak uydurmak isterler. Sivrilmekten çekinirler. Bu gruptakilerin çoğu güzeldir.Bu sebepten kıskanılırlar. Haklarında çok dedikodu yapılır.Arkadaşlarım genelde bu gruptadır.Güzel giyinirler. Muhabbetleri hoştur.
Çok Bilmişler: Sorsan 5 tane kitap adı söyleyemezler ama herşeyi bildiklerini sanarlar. Lise ya da yüksekokul bitirmiş olsalarda cahil kalmışlardır. Cahil olduklarını fark edemeyecek kadar cahildirler.Erkekler bu gruptakileri beğenir en azından cıvık vıcık muhabbetleri bunlarla yaparlar.
20-30 yaş arası: Sayıları azdır. Akılları bir karış havada görünür. Erkek arkadaşlarını sevgililerini özenle saklarlar. Arada nişanlandıkları ya da ayrıldıkları duyulur.Güzeldirler, modayı takip ederler. Sohbet konuları, makyaj alışveriş, güzellik gibi şeylerdir.Genelini severim.

Başka bir zamanda erkekleri yazarım...
40 yaş ve üzeri: Ofisin ağır topları da diyebilirim.Hepsinin kilo problemi var. Aralarında çok azına güvenilir arkadaşlık kurulabilir. Buna karşın bu grubun gözüne girmek önemlidir. Bunların beğendiği hatunlar bir anda popüler olur:) Popüleriteden kastım kasetini çıkması falan değil tabiki. Ofiste biraz daha hatırı sayılır sözü geçer duruma gelirler. Pek zevkli giyinmezler. Kimisi yaşını aldığını inkar edercesine parlak kumaşlar dar pantolonlar giyer. Fazla kilosunu umursamadan. Adeta giyimiyle gençlerle yarış halindedir. Ben de varım der. Muhabbetleri sıkıcıdır. Bir araya geldimi nostalji yaparlar. Bizim zamanımızda böyle değildi diye başlar cümlelerin çoğu. Erkeklerle iyi anlaşırlar.Çapkınlık zamparalık hikayelernini büyük bir hoşgörü ile dinlerler.Çoğu statü olarak iyi bir yerdedir. Bu grupla ne çok samimi olmak ne de kötü olmak doğru değildir. 30-40 yaş arası: Benimde içinde bulunduğum grup. Aslında bu yaş grubundakiler genel şeyler söylenemeyecek kadar birbirinden farklı. Bunları da alt başlıklar altında toplayayım.

Kendisi ya da eşi statü sahibi olanlar: Herkesle mesafeli seviyelidirler. Bu gruptakileri beğenirim ve güvenirim. Güzel giyinirler. Sohbetleri hoştur.Kendileride hoştur. En azından vasatın üstündedir
Mikserler: En tehlikeli gruptur. Asla güvenilmez. İki yüzlüdürler. Pek güzel değildirler. Ama çok güzelmiş gibi kimseyi beğenmezler.Bu grup hakkında fazla bişi yazmıycam. Haklarında düşünmeye değer bulmuyorum.
Kalimerolar:Akıllıdırlar, herşeyi farkederler. Düzene ayak uydurmak isterler. Sivrilmekten çekinirler. Bu gruptakilerin çoğu güzeldir.Bu sebepten kıskanılırlar. Haklarında çok dedikodu yapılır.Arkadaşlarım genelde bu gruptadır.Güzel giyinirler. Muhabbetleri hoştur.
Çok Bilmişler: Sorsan 5 tane kitap adı söyleyemezler ama herşeyi bildiklerini sanarlar. Lise ya da yüksekokul bitirmiş olsalarda cahil kalmışlardır. Cahil olduklarını fark edemeyecek kadar cahildirler.Erkekler bu gruptakileri beğenir en azından cıvık vıcık muhabbetleri bunlarla yaparlar.
20-30 yaş arası: Sayıları azdır. Akılları bir karış havada görünür. Erkek arkadaşlarını sevgililerini özenle saklarlar. Arada nişanlandıkları ya da ayrıldıkları duyulur.Güzeldirler, modayı takip ederler. Sohbet konuları, makyaj alışveriş, güzellik gibi şeylerdir.Genelini severim.

Başka bir zamanda erkekleri yazarım...
9 Haziran 2010 Çarşamba
NLP ye Sardım

Son zamanlar pek moda olan nlp, kuantumcu düşünce gibi şeylere sarmış vaziyetteyim. Etrafında nlp eğitimi almış hatta bu konuda eğitici olan insanlar da var. Onlarla yaptığım sohbetler o an için eğlenceli gelse de sonrasında saçma buluyorum. Çok öğretilmiş bir şekilde davranıyorlar. Sürekli seni anlıyorum seni dinliyorum, sana önem veriyorum mesajı veriyolar. İyi güzel de bunu öğretilmiş bi vaziyette yaptıkları için samimi gelmiyor insana. Sonra Edison elektriği 99 kere denemiş 100 üncüde bulmuş, sen de einstain olabilirsin, sen de aya çıkabilirsin, sen de istanbulu fetedebilirsin gibisinden herkese gaz veriyolar...4 yıldızlı bi otelden 7 yıldız kalitesi beklenir mi? insanların yetenekleri kadar sınırlılıklarının da farkında olmaları gerekmez mi... ben de einstein olabilirim diye gaza gelmiş adam sonrasında hiç bi nane olmadığı gördüğünde kendiyle yüzleştiğinde hayal kırıklığı yaşamaz mı. Her şeyi başarmak için istemek yetecek mi? zekanın kalıtsal yatkınlığın bi önemi yok mu?(kaç tane soru sordum, kime soruyosam:))Hem adam mutlu belki yaşamında, ya da kadın. Ne demeye milletin kafasını karıştırıyosunuz. halla hallah...Bu da bi sektör değil mi. Sorularım devam ediyor.:) sonuçta bu eğitimi almak ta vermekte ücretli. Burdan da parası olmayan o nlp nin modelize ettiği mükemmel insan olmaz sonucu çıkıyor. Yunus Emre, Mevlana, bektaşi nlp eğitimi mi almış, almamış. Ama bu günkü nlp ciler onların yaşamından besleniyolar. Zaten nlp dediğimiz şey psikoloji de psikiyatride kullanılan terafilerin bir araya getirilmişi gibi bişi.Yani çok ta yeni bişey değil.
Başarmak için istemek önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Yani isteyerek yüzde 50 sini başarmış oluruz. Diğer 50 lik bölüm için, çalışmak, çevresel şartlar, kalıtım, zeka gibi faktörler devreye girer der türkçe karakter...
5 Haziran 2010 Cumartesi
Türkçe karakter top 10
Aklından sürekli bişeyler geçen bir tipim. Düşünüyorum öyleyse varımsa ben daha çok varım. Çünkü daha çok düşünüyorum. Bazen öyle ilginç şeyler geçerki aklımdan unutmadan bi yere yazsam derim. Bu gün de aklımdan "top on" listeme hangi erkekler girer, diye geçti. İşte Türkçe karakter top 10.
Ahmet Altan:Zeki, iyi yazıyo, müthiş bir empati ve çözümleme yeteneği var. Kültürlü, kadın ruhunu çözmüş, kadınlar ne ister sorusunun cevabı onda.
Okan Bayülgen:Zeki, akılı, kültürlü, işini iyi yapıyo.
Rafet El Roman:Kendine özgü, farklı bi insan.
Yusuf Güney:Sempatik, yakışıklı, zeki, tatlı çocuk:)
Murat Boz:Yakışıklı, seyretmelik.
Heparin:Ah, heparin... adını yazarken hüzünleniyorum. Heparini sanal bi oyunda tanıdım. Akıllı sempatik, matrak, hisli, kültürlü bi çocuk. En önemlisi de yaralarımızın benzemesi.
Adanalı:Akıllı, çalışkan, yakışıklı... keşke bana daha yakın davranmanı istiyorum derken ki mesajına içimden gelen cevabı verseydim ama o zaman şartlarım uygun değildi.
Dinç:Zeki, çalışkan, güçlü, yetenekli...keşke daha farklı bi ortamda tanışsaydık.
Yiğit:Bana aşık, iyi niyetli, hayatı kolaylaştırıyo, benim.
Var mısın Yok musun Hakan: Akıllı, yakışıklı, farklı, dürüst, güçlü... Yani sorsa bana var mısın yok musun diye varım derim.
Top 10 dediğin için listeme eklemediğim ama aklımdan geçen isimlerde var teoman, beyaz gibi...yazdıklarımı analiz edecek olursam, zekaya, kültüre, özgünlüğe çok önem verdiğim sonucu ortaya çıkıyor...
Ahmet Altan:Zeki, iyi yazıyo, müthiş bir empati ve çözümleme yeteneği var. Kültürlü, kadın ruhunu çözmüş, kadınlar ne ister sorusunun cevabı onda.
Okan Bayülgen:Zeki, akılı, kültürlü, işini iyi yapıyo.
Rafet El Roman:Kendine özgü, farklı bi insan.
Yusuf Güney:Sempatik, yakışıklı, zeki, tatlı çocuk:)
Murat Boz:Yakışıklı, seyretmelik.
Heparin:Ah, heparin... adını yazarken hüzünleniyorum. Heparini sanal bi oyunda tanıdım. Akıllı sempatik, matrak, hisli, kültürlü bi çocuk. En önemlisi de yaralarımızın benzemesi.
Adanalı:Akıllı, çalışkan, yakışıklı... keşke bana daha yakın davranmanı istiyorum derken ki mesajına içimden gelen cevabı verseydim ama o zaman şartlarım uygun değildi.
Dinç:Zeki, çalışkan, güçlü, yetenekli...keşke daha farklı bi ortamda tanışsaydık.
Yiğit:Bana aşık, iyi niyetli, hayatı kolaylaştırıyo, benim.
Var mısın Yok musun Hakan: Akıllı, yakışıklı, farklı, dürüst, güçlü... Yani sorsa bana var mısın yok musun diye varım derim.
Top 10 dediğin için listeme eklemediğim ama aklımdan geçen isimlerde var teoman, beyaz gibi...yazdıklarımı analiz edecek olursam, zekaya, kültüre, özgünlüğe çok önem verdiğim sonucu ortaya çıkıyor...
4 Haziran 2010 Cuma
Ben geldim...

Bardağı taşırmayacak bir gül yaprağı...
Kayıt işlemlerini başarıyla tamamlayabildiysem bu gün itibari ile blog sahibiyim. Uzun zamandır düşünüyordum bu güne kısmetmiş.
Burada kendime dair, yaşadığım ya da düşündüğüm doğru yanlış , beni etkileyen ne varsa yazacağım. Kendim olmaya çalışacağım olabildiğimce. Yaşam içinde ne yazık ki kişisel çıkarlardan, yargılanma kaygısından, yanlış anlaşılma korkusundan, örnek insan olma isteğinden kendimiz olmaktan vazgeçiyoruz. Ben de kendim olabileceğim bir alan gözüyle baktım buraya, bunun için yazacağım, bir de zihnimi boşaltmak için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
