18 Ekim 2010 Pazartesi
Takıntılarım
Hastalık derecesinde değilse de takıntılı bir insanım... Mesela kredi kartı kullanmaya başladığım yıllarda kartımda sorun çıkmasından korkardım. Bu nedenle cebimdeki nakit paradan fazla alış-veriş yapmazdım kredi kartıyla... Bunu aştım zamanla. Giyimde ve dekorasyonda da renk uyumuna dikkat ederim. Bu da alış verişi çok zorlaştırıyor. Sonra el ve diş temizliğine çok önem veririm. Bir başka ilginç takıntımsa ama cidden ilginç. Çocukluğumdan beri bi mezar taşı gördüm mü dua okurum. Son yıllarda bunu abarttığımı farkettim. Mesela televizyonda bi mezar görünce de okuyorum ya da mezar taşı yapan yerlerin önünden geçerkende:)
29 Ağustos 2010 Pazar
Nerden nereye
Pc ve internet ile ilk tanıştığım günleri hatırlıyorum.İş yerine crt monitörlü bir pc gelmişti. 25-30 kişinin çalıştığı sağlık ocağına 1 pc:) Görür görmez ben bunu kullanmayı öğrenmeliyim dedim. O dönem geçici görevle iş yerinde bulunan bir arkadaşımın az çok bildiğini öğrendimya kızın peşini bırakmıyorum. Word belgesi açmayı ve içine bişiler yazmayı öğrendiğimde kendimi programcı olmuş gibi hissetmiştim:)Bir kaç kursa da gittim. sonra iş yerinde bilgisayarın yaygınlaşmasıyla zaten iyice geliştirdim. Msn le ilk tanışmam, ilk msn adresini almam, sonra birisi msn i açınca sevinmem ki yanıma gelse belki o kadar sevinmem hep hoş bir anı olarak kaldı. Forumlarla tanıştım sonra. En çok kadın ve edebiyat forumlarını takip ettim. Hatunca ve şu an kapalı olan siyah kahve aklımda en çok kalanlar. Yemek siteleri ve sözlüklerde favorilerim arasındadır. Sonra blogları takip etmeye başladım en çok takip ettiklerim burada da tabip ettiğim bloglar. Son zamanlarda özellikle twitter in yaygınlaşmasıyla bloglara ilginin azaldığını görüyorum. düzenli olarak blog tutanlar bile ayda bir uğrar oldu. Bunun sebeplerini de başka bi gün irdeleyeceğim:)Bu günlük bu kadar...
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Bu gün biraz gerginim
Eğlenceli bişiler yazmak isterdim ama gerginim bu günlerde...İşini bilmeyen insanlarla çalışmak iş yapmaktan daha fazla yoruyor insanı, bu gün bunu bir kez daha gördüm. İşleri kolay yoldan çözmek dururken olmuycak şekilde zora sokuyolar. Bir kaç kişinin sivri zekalılığı yüzünden iyi işleyen bi programdan vazgeçiliyor. Bana ne diyorum yine de olmuyo. Karışmadan yapamıyorum. Karışmıycam ama blog. Sana söz veriyorum. Yanlış hesabın Bağdat tan dönmesini bekliycem. Huuh rahatladım.
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Tatilden kısa kısa

Tatilin 3. günüydü sanırım. Otelin saunasına girdim. Üç beş kişi vardı girdiğimde. Sıcağa dayanma limitini dolduranlar çıktı. İçerde bi ben kaldım bir de iri yarı suratı uzakdoğululara benzeyen bi adam kaldı. Adam ayağa kalktı bana doğru geldi. O an ben de bir tırsma başladı. Zaten sıcaktan terliyodum daha bir terlemeye başladım. Kalbim hızla çarpıyo. Lan dedim şimdi bu adam bana saldırsa naparım. Kapıdan mı kaçsam çığlık mı atsam diyorum. Adam hala suratıma bakıp bişiler söylüyo. Anlamadığım gibi hangi dil olduğunuda hiç kestiremiyorum. Korku içinde sadece "i m Türk" diyebildim. Saunada soba gibi bişi var. Üstünde de taşlar. yanındada bi tas var. Adam tası gösterdi. Köze su döküyüm mü dediğini tahmin ettim. ok dedim. Adam da mentollü sudan döktü bolcana. Ama benim kalbim hala çarpıyo sıcağın ve korkunun etkisiyle...daha fazla dayanamadım ordan çıktım kendimi Türk hamamına attım.
Bir gün hazırlandım akşam yemeğine iniyorum. Akşam yemekleri otelde havuz başında yeniyor. Tam çıktım baktım karşıdan 65-70 yaşlarında zayıf, saçlarını atkuyruğu bağlamış, taktığı kocaman gözlüklerle Aysel Gürel e benzeyen bi kadın geliyor. Kucağında da kocaman deniz yatağı. Döner kapıya yatakla beraber girmeye çalışıyo, yatak sıkışıyo. Kendi giriyo yatak dışarıda kalıyo, yatağı sokuyo kendi dışarıda kalıyo, tutamadım kendimi gülme krizim tuttu. Bana döndü nası girecem dedi. Yandaki normal kapıyı gösterdim:) Aynı hatun aqua parkta kaydıraktan kocaman şapkasıyla kayıyodu. Sonra kendi bir tarafa düşüyo, şapka bi tarafa şapkasını arıyo:)
Başka bir gün şezlongtayım havuza girmeye hazırlanıyorum. Yanımdaki şezlongta kara denebilecek kadar esmer bi adam var. Suratı da hintlilere benziyor ki konuşunca Türk olduğunu anladım. Havuzda bi kadına sesleniyo el falan sallıyo. Dedim şimdi sevgilisi gelecek. Denizden bi deniz anası çıktı geldi. evet evet deniz anası...60 yaşlarında heryanı sarkmış buruşmuş...adam gençti ama en fazla 30 dur. Sırtını döndü adamın kucağına oturdu. Adamın abaza olduğunu o an anladım. Kadının mayosunu kaldırıp buruşuk memelerine bakmaya çalışıyodu. Kadında o kadan mutluyumki o kadan mutluyumki, hayatımda hiç bu kadar mutlu olmadım diyodu. Bi ara adam bundan sonra noolacak dedi.Kadın aynen devam edecek dedi. Ben yakınımda olan bu muhabbetten rahatsız oldum, içecek bişi almaya gittim. Döndüğümde yoklardı, muhtemelen yatak odasına çıkmışlardır. Tahminim yaşlı zengin kadın genç sevgili bulup tatile getirmiş...
Otelin fitness solonuda olduğunu duyunca oraya indim. Baktım 6-7 yaşlarında Alman çocukları koşu bandına biniyo, aletleri kullanıyo. Bi adamda 100 kg civarında ağırlık kaldırdı gözümün önünde. Ben Alman çocukları seyrederken çocuk benimde koşu bandında koşmak istediğimi düşündü, oysa ben yürümek istiyordum...Aleti ayarladı. Benim aletin çalışmasıyla ilgili en ufak fikrim yok kendi kendime söyleniyodum start nerdeki diye. Çocuk çalıştırdı ben yürümeye başladım... yürürüm yürüdüm derken bant hızlanmaya başladı.koşuyorum koşuyorum yetişemiyorum, resmen tepiniyorum aletin üstünde...derken gülme krizim tuttu. Dedim Recep İvediğe benzedim. Alet iyice hızlandı ben bi yandan gülüyorum bi yandan tepiniyorum. Çocuk yardımıma yetişti. Aleti durdurdu.
Yabancılar çocuklarını çok yönlü yetiştiriyorlar. Bir sürü yabancı çocuk, animasyon gösterilerinde sahneye çıktı dans etti, bildiğin profesyonel danscı gibi, gösteriler yaptı. Bunun sonucu büyüdüklerinde de daha özgüvenleri yüksek oluyo. Animasyonlara gönüllü çıkanlar hep yabancılardı. Türk çocukları ya da yetişkinleri sahneye çıkamıyo çıksalarda eğlenemiyolar. Ancak toplu yapılan şeylere dans ya da jimlastik gibi, katılıyolar. Buna benzer bir kaç gözlemim daha oldu. Toplumumuzun ne kadar baskıcı olduğuyla bir kez daha yüzleştim. Üzüldüm blog.
6 Temmuz 2010 Salı
En büyük bedduam "İstenmeyen tüylerin artsın."
Beklenen gün geldi.Bu gece yola çıkıyorum. Tatil için kafamda herşeyi planladım hatta liste de yaptım. Ama düşündüklerim fiile dönüşmedi henüz. Herşey ortalıkta. Akşam hazırlıklarımı tamamlarım. Bir ay öncesinden neler alacağımı düşündüm. Her akşam için farklı bir elbise giymeliyim dedim. Sonra elbiseye uygun ayakkabı, takı herşey eksiksiz olmalı. sonuç olarak düşündüklerimin küçük bir bölümünü aldım. Elbiselere baktım kimini beğenmediğimden kimini pahalı bulduğumdan almadım. Gittiğim yerden alırım diye de düşündüm. Bu düşüncemde visa kartın hesap kesiminin yarın olmasınında etkisi var. 5 yıldızlı otele tatile giderken elbise almak için visa kartın hesap kesim tarihini beklemem tezat oluşturuyor tabi. Bunun nedeni ne olabilir acep, ya cimriyim ya da temkinli... Temkinli diyelim. (yazının bundan sonraki bölümünü ben kadınların istenmeyen tüy muhabbetini sevmem diyenler okumasın. Nano teknolojideki son gelişmeleri okuyun, başka bişi okuyun...)
Tamamladığım hazırlıklardan biride ağda. Bütün kış ağdasını dışarda yaptıran ben tatil öncesi evde yapmaya kalkıştım. 2 saat sürdü. Havanın sıcaklığı ve terlemem nedeniyle ağda çürüdü. Vıcık vıcık oldu. Hatta bazı yerleri yıkayıp kurulayıp yeniden yaptım. Hızımı alamadım. Ağdadan sonra üstünden bir de epilatörle geçtim. Nası yoruldum anlatamam. Sabah uyandığımda boğazım ağrıyodu. Bu yorucu tecrübeden sonra evde ağda yapmamaya karar verdim.

Hala googlede çıkmıyorum. Teessüf ederim google. Haydi burada bir sinerji oluşturalım. Hep beraber bloğumun googlede çıktığını düşünelim. Evrene mesaj gönderelim. İstersek olur bence:)
Tamamladığım hazırlıklardan biride ağda. Bütün kış ağdasını dışarda yaptıran ben tatil öncesi evde yapmaya kalkıştım. 2 saat sürdü. Havanın sıcaklığı ve terlemem nedeniyle ağda çürüdü. Vıcık vıcık oldu. Hatta bazı yerleri yıkayıp kurulayıp yeniden yaptım. Hızımı alamadım. Ağdadan sonra üstünden bir de epilatörle geçtim. Nası yoruldum anlatamam. Sabah uyandığımda boğazım ağrıyodu. Bu yorucu tecrübeden sonra evde ağda yapmamaya karar verdim.

Hala googlede çıkmıyorum. Teessüf ederim google. Haydi burada bir sinerji oluşturalım. Hep beraber bloğumun googlede çıktığını düşünelim. Evrene mesaj gönderelim. İstersek olur bence:)
1 Temmuz 2010 Perşembe
Yanardağ Etkisi
Hava sıcaklığı mevsim normallerinin altında gidiyor ve sık sık yağmurlar yağıyor. Bunun nedenini düşünürken kendimce bir beyin fırtınası yaptım. Fırtına beni aldı taa İzlanda daki yanardağ patlamasına götürdü. Hava durumundaki anormal seyri bu patlamayla ilişkilendirdim. Şöyleki; bilindiği üzere dünyanın katmanlarından biri de magma tabakası. Isısı ya da kalınlığı gibi rakamsal bilgilere girmeyeceğim. Bu yüksek ısıdaki katmandan yanardağ patlaması nedeniyle lavlar püskürdü ve magmanın bir bölümü yeryüzüne çıktı.Patlamanın olduğu ilk günler hava oldukça sıcaktı. Bunun nedeni lavların ortamı ısıtmasıydı.Bu geçici sıcaklığı düşürmek için yağışlar arttı. Sonrasında lavların bir miktarının yeryüzüne çıkmasıyla magmanın ısısı bir miktar düştü. Yerküre soğudu. Küresel ısınmanın önüne geçilmiş oldu.
Ne yani olamaz mı. Afrikada kanat çırpan kelebeğin Amerika da Kasırgaya neden olacağına inanıyorsun da benim yanardağ etkisine mi inanmıyorsun.
Not:Hakikatında insanlarında iki yüzü vardır. Yukardaki yazıyla alakalı değil. Okuduğum bir kitapta altını çizdiğim cümleyi burayada aktarayım dedim.
26 Haziran 2010 Cumartesi
İndexle Beni Google
Bloğumu açalı 24 gün olmuş. Az önce google ye baktım hala bloğum googlede görünmüyor.İlk sayfadan geçtim 4., 5. sayfada bile yok. İlk açmaya karar verdiğimde kimsenin izlemesine gerek yok kendim için yazıyorum diyordum ama sonraki günlerde devamlı googlede çıkıyor mu diye bakınca asıl düşüncemin bu olmadığını gördüm. Bloğum izlensin yorum yapılsın istiyorum, istemediğim şey reelden takipçi. Hatta reelden biri denk gelirse diye rahatça yazamıyorum bile. Henüz googlede çıkmayan bir blog için ne yersiz bir kaygı. Maden böyle kaygıların var yazma kardeşim(iç ses).
Pucca gibi aklına eseni yazan istediği gibi küfür eden ya da Sami Hazinses gibi her şeyi gırgır şamata şeklinde anlatanlara bayılıyorum. Ben de eğlenceli şeyler yazsam diyorum ama yok. Acıların kadını modundaki anılarım aklıma geliyor. Ne biçim bir bilinçaltım varsa.Unutmadan ilk ve tek takipçim muhaber net yazarı hocam a teşekkür etmeliyim. Alkışlar konfetiler kendisine, ismini bilmiyorum kusura bakmasın.
Pucca gibi aklına eseni yazan istediği gibi küfür eden ya da Sami Hazinses gibi her şeyi gırgır şamata şeklinde anlatanlara bayılıyorum. Ben de eğlenceli şeyler yazsam diyorum ama yok. Acıların kadını modundaki anılarım aklıma geliyor. Ne biçim bir bilinçaltım varsa.Unutmadan ilk ve tek takipçim muhaber net yazarı hocam a teşekkür etmeliyim. Alkışlar konfetiler kendisine, ismini bilmiyorum kusura bakmasın.
20 Haziran 2010 Pazar
Panda Yuva Yapmış Buzdolabına

Akşam tv setrediyorum. Reklamlar başladı. Adamın biri buzdolabını açıyor. İçinde bir tane panda. Önüne dondurmaları koymuş, adama vermiyo. Ne sevimsiz şey öyle. Oldu olacak yanına bi de kutup ayısı koysunlar. Bunlar ikisi çiftleşsin. Ayıdan olma pandadan doğma bi mahluk olsun. Adı da aypan olur herhalde. Sonra bunlar dolapdan çıksın bütün ev halkını elegeçirsin sonra apartmanı sonra mahalleyi... Pöf yapmayın böyle reklamlar.Bi de yumoş reklamında vardı yıkanmış havluların üzerinde yatan ayu.
Pandaya kafam bozulmuş vaziyette mutfağa gittim. Masanın üstünde duran böreklerden bir tane aldım. yemeğe başladımki yakında tatile gideceğim geldi aklıma. Sonra spor yapmaya başladım. sağ dirsek sol dize, sol dirsek sağ dize vuracak şekilde tempolu jimlastik hareketleri yapıyordum.Ağzımda börek olduğunu düşününce spor yapmak saçma geldi. Gittim yattım.
Sıkıldım, çok sıkıldım.
17 Haziran 2010 Perşembe
Hemcinslerim cins cins
Kalabalık bir iş yerinde çalışıyorum. İşteki hatun kişileri genel özelliklerine göre gruplandırayım dedim. Bunu niye yapıyorum, onu da bilmiyorum neyse...Büyüklerden başlayalım.
40 yaş ve üzeri: Ofisin ağır topları da diyebilirim.Hepsinin kilo problemi var. Aralarında çok azına güvenilir arkadaşlık kurulabilir. Buna karşın bu grubun gözüne girmek önemlidir. Bunların beğendiği hatunlar bir anda popüler olur:) Popüleriteden kastım kasetini çıkması falan değil tabiki. Ofiste biraz daha hatırı sayılır sözü geçer duruma gelirler. Pek zevkli giyinmezler. Kimisi yaşını aldığını inkar edercesine parlak kumaşlar dar pantolonlar giyer. Fazla kilosunu umursamadan. Adeta giyimiyle gençlerle yarış halindedir. Ben de varım der. Muhabbetleri sıkıcıdır. Bir araya geldimi nostalji yaparlar. Bizim zamanımızda böyle değildi diye başlar cümlelerin çoğu. Erkeklerle iyi anlaşırlar.Çapkınlık zamparalık hikayelernini büyük bir hoşgörü ile dinlerler.Çoğu statü olarak iyi bir yerdedir. Bu grupla ne çok samimi olmak ne de kötü olmak doğru değildir.
30-40 yaş arası: Benimde içinde bulunduğum grup. Aslında bu yaş grubundakiler genel şeyler söylenemeyecek kadar birbirinden farklı. Bunları da alt başlıklar altında toplayayım.
Kendisi ya da eşi statü sahibi olanlar: Herkesle mesafeli seviyelidirler. Bu gruptakileri beğenirim ve güvenirim. Güzel giyinirler. Sohbetleri hoştur.Kendileride hoştur. En azından vasatın üstündedir
Mikserler: En tehlikeli gruptur. Asla güvenilmez. İki yüzlüdürler. Pek güzel değildirler. Ama çok güzelmiş gibi kimseyi beğenmezler.Bu grup hakkında fazla bişi yazmıycam. Haklarında düşünmeye değer bulmuyorum.
Kalimerolar:Akıllıdırlar, herşeyi farkederler. Düzene ayak uydurmak isterler. Sivrilmekten çekinirler. Bu gruptakilerin çoğu güzeldir.Bu sebepten kıskanılırlar. Haklarında çok dedikodu yapılır.Arkadaşlarım genelde bu gruptadır.Güzel giyinirler. Muhabbetleri hoştur.
Çok Bilmişler: Sorsan 5 tane kitap adı söyleyemezler ama herşeyi bildiklerini sanarlar. Lise ya da yüksekokul bitirmiş olsalarda cahil kalmışlardır. Cahil olduklarını fark edemeyecek kadar cahildirler.Erkekler bu gruptakileri beğenir en azından cıvık vıcık muhabbetleri bunlarla yaparlar.
20-30 yaş arası: Sayıları azdır. Akılları bir karış havada görünür. Erkek arkadaşlarını sevgililerini özenle saklarlar. Arada nişanlandıkları ya da ayrıldıkları duyulur.Güzeldirler, modayı takip ederler. Sohbet konuları, makyaj alışveriş, güzellik gibi şeylerdir.Genelini severim.

Başka bir zamanda erkekleri yazarım...
40 yaş ve üzeri: Ofisin ağır topları da diyebilirim.Hepsinin kilo problemi var. Aralarında çok azına güvenilir arkadaşlık kurulabilir. Buna karşın bu grubun gözüne girmek önemlidir. Bunların beğendiği hatunlar bir anda popüler olur:) Popüleriteden kastım kasetini çıkması falan değil tabiki. Ofiste biraz daha hatırı sayılır sözü geçer duruma gelirler. Pek zevkli giyinmezler. Kimisi yaşını aldığını inkar edercesine parlak kumaşlar dar pantolonlar giyer. Fazla kilosunu umursamadan. Adeta giyimiyle gençlerle yarış halindedir. Ben de varım der. Muhabbetleri sıkıcıdır. Bir araya geldimi nostalji yaparlar. Bizim zamanımızda böyle değildi diye başlar cümlelerin çoğu. Erkeklerle iyi anlaşırlar.Çapkınlık zamparalık hikayelernini büyük bir hoşgörü ile dinlerler.Çoğu statü olarak iyi bir yerdedir. Bu grupla ne çok samimi olmak ne de kötü olmak doğru değildir. 30-40 yaş arası: Benimde içinde bulunduğum grup. Aslında bu yaş grubundakiler genel şeyler söylenemeyecek kadar birbirinden farklı. Bunları da alt başlıklar altında toplayayım.

Kendisi ya da eşi statü sahibi olanlar: Herkesle mesafeli seviyelidirler. Bu gruptakileri beğenirim ve güvenirim. Güzel giyinirler. Sohbetleri hoştur.Kendileride hoştur. En azından vasatın üstündedir
Mikserler: En tehlikeli gruptur. Asla güvenilmez. İki yüzlüdürler. Pek güzel değildirler. Ama çok güzelmiş gibi kimseyi beğenmezler.Bu grup hakkında fazla bişi yazmıycam. Haklarında düşünmeye değer bulmuyorum.
Kalimerolar:Akıllıdırlar, herşeyi farkederler. Düzene ayak uydurmak isterler. Sivrilmekten çekinirler. Bu gruptakilerin çoğu güzeldir.Bu sebepten kıskanılırlar. Haklarında çok dedikodu yapılır.Arkadaşlarım genelde bu gruptadır.Güzel giyinirler. Muhabbetleri hoştur.
Çok Bilmişler: Sorsan 5 tane kitap adı söyleyemezler ama herşeyi bildiklerini sanarlar. Lise ya da yüksekokul bitirmiş olsalarda cahil kalmışlardır. Cahil olduklarını fark edemeyecek kadar cahildirler.Erkekler bu gruptakileri beğenir en azından cıvık vıcık muhabbetleri bunlarla yaparlar.
20-30 yaş arası: Sayıları azdır. Akılları bir karış havada görünür. Erkek arkadaşlarını sevgililerini özenle saklarlar. Arada nişanlandıkları ya da ayrıldıkları duyulur.Güzeldirler, modayı takip ederler. Sohbet konuları, makyaj alışveriş, güzellik gibi şeylerdir.Genelini severim.

Başka bir zamanda erkekleri yazarım...
9 Haziran 2010 Çarşamba
NLP ye Sardım

Son zamanlar pek moda olan nlp, kuantumcu düşünce gibi şeylere sarmış vaziyetteyim. Etrafında nlp eğitimi almış hatta bu konuda eğitici olan insanlar da var. Onlarla yaptığım sohbetler o an için eğlenceli gelse de sonrasında saçma buluyorum. Çok öğretilmiş bir şekilde davranıyorlar. Sürekli seni anlıyorum seni dinliyorum, sana önem veriyorum mesajı veriyolar. İyi güzel de bunu öğretilmiş bi vaziyette yaptıkları için samimi gelmiyor insana. Sonra Edison elektriği 99 kere denemiş 100 üncüde bulmuş, sen de einstain olabilirsin, sen de aya çıkabilirsin, sen de istanbulu fetedebilirsin gibisinden herkese gaz veriyolar...4 yıldızlı bi otelden 7 yıldız kalitesi beklenir mi? insanların yetenekleri kadar sınırlılıklarının da farkında olmaları gerekmez mi... ben de einstein olabilirim diye gaza gelmiş adam sonrasında hiç bi nane olmadığı gördüğünde kendiyle yüzleştiğinde hayal kırıklığı yaşamaz mı. Her şeyi başarmak için istemek yetecek mi? zekanın kalıtsal yatkınlığın bi önemi yok mu?(kaç tane soru sordum, kime soruyosam:))Hem adam mutlu belki yaşamında, ya da kadın. Ne demeye milletin kafasını karıştırıyosunuz. halla hallah...Bu da bi sektör değil mi. Sorularım devam ediyor.:) sonuçta bu eğitimi almak ta vermekte ücretli. Burdan da parası olmayan o nlp nin modelize ettiği mükemmel insan olmaz sonucu çıkıyor. Yunus Emre, Mevlana, bektaşi nlp eğitimi mi almış, almamış. Ama bu günkü nlp ciler onların yaşamından besleniyolar. Zaten nlp dediğimiz şey psikoloji de psikiyatride kullanılan terafilerin bir araya getirilmişi gibi bişi.Yani çok ta yeni bişey değil.
Başarmak için istemek önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Yani isteyerek yüzde 50 sini başarmış oluruz. Diğer 50 lik bölüm için, çalışmak, çevresel şartlar, kalıtım, zeka gibi faktörler devreye girer der türkçe karakter...
5 Haziran 2010 Cumartesi
Türkçe karakter top 10
Aklından sürekli bişeyler geçen bir tipim. Düşünüyorum öyleyse varımsa ben daha çok varım. Çünkü daha çok düşünüyorum. Bazen öyle ilginç şeyler geçerki aklımdan unutmadan bi yere yazsam derim. Bu gün de aklımdan "top on" listeme hangi erkekler girer, diye geçti. İşte Türkçe karakter top 10.
Ahmet Altan:Zeki, iyi yazıyo, müthiş bir empati ve çözümleme yeteneği var. Kültürlü, kadın ruhunu çözmüş, kadınlar ne ister sorusunun cevabı onda.
Okan Bayülgen:Zeki, akılı, kültürlü, işini iyi yapıyo.
Rafet El Roman:Kendine özgü, farklı bi insan.
Yusuf Güney:Sempatik, yakışıklı, zeki, tatlı çocuk:)
Murat Boz:Yakışıklı, seyretmelik.
Heparin:Ah, heparin... adını yazarken hüzünleniyorum. Heparini sanal bi oyunda tanıdım. Akıllı sempatik, matrak, hisli, kültürlü bi çocuk. En önemlisi de yaralarımızın benzemesi.
Adanalı:Akıllı, çalışkan, yakışıklı... keşke bana daha yakın davranmanı istiyorum derken ki mesajına içimden gelen cevabı verseydim ama o zaman şartlarım uygun değildi.
Dinç:Zeki, çalışkan, güçlü, yetenekli...keşke daha farklı bi ortamda tanışsaydık.
Yiğit:Bana aşık, iyi niyetli, hayatı kolaylaştırıyo, benim.
Var mısın Yok musun Hakan: Akıllı, yakışıklı, farklı, dürüst, güçlü... Yani sorsa bana var mısın yok musun diye varım derim.
Top 10 dediğin için listeme eklemediğim ama aklımdan geçen isimlerde var teoman, beyaz gibi...yazdıklarımı analiz edecek olursam, zekaya, kültüre, özgünlüğe çok önem verdiğim sonucu ortaya çıkıyor...
Ahmet Altan:Zeki, iyi yazıyo, müthiş bir empati ve çözümleme yeteneği var. Kültürlü, kadın ruhunu çözmüş, kadınlar ne ister sorusunun cevabı onda.
Okan Bayülgen:Zeki, akılı, kültürlü, işini iyi yapıyo.
Rafet El Roman:Kendine özgü, farklı bi insan.
Yusuf Güney:Sempatik, yakışıklı, zeki, tatlı çocuk:)
Murat Boz:Yakışıklı, seyretmelik.
Heparin:Ah, heparin... adını yazarken hüzünleniyorum. Heparini sanal bi oyunda tanıdım. Akıllı sempatik, matrak, hisli, kültürlü bi çocuk. En önemlisi de yaralarımızın benzemesi.
Adanalı:Akıllı, çalışkan, yakışıklı... keşke bana daha yakın davranmanı istiyorum derken ki mesajına içimden gelen cevabı verseydim ama o zaman şartlarım uygun değildi.
Dinç:Zeki, çalışkan, güçlü, yetenekli...keşke daha farklı bi ortamda tanışsaydık.
Yiğit:Bana aşık, iyi niyetli, hayatı kolaylaştırıyo, benim.
Var mısın Yok musun Hakan: Akıllı, yakışıklı, farklı, dürüst, güçlü... Yani sorsa bana var mısın yok musun diye varım derim.
Top 10 dediğin için listeme eklemediğim ama aklımdan geçen isimlerde var teoman, beyaz gibi...yazdıklarımı analiz edecek olursam, zekaya, kültüre, özgünlüğe çok önem verdiğim sonucu ortaya çıkıyor...
4 Haziran 2010 Cuma
Ben geldim...

Bardağı taşırmayacak bir gül yaprağı...
Kayıt işlemlerini başarıyla tamamlayabildiysem bu gün itibari ile blog sahibiyim. Uzun zamandır düşünüyordum bu güne kısmetmiş.
Burada kendime dair, yaşadığım ya da düşündüğüm doğru yanlış , beni etkileyen ne varsa yazacağım. Kendim olmaya çalışacağım olabildiğimce. Yaşam içinde ne yazık ki kişisel çıkarlardan, yargılanma kaygısından, yanlış anlaşılma korkusundan, örnek insan olma isteğinden kendimiz olmaktan vazgeçiyoruz. Ben de kendim olabileceğim bir alan gözüyle baktım buraya, bunun için yazacağım, bir de zihnimi boşaltmak için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
